As soon as possible
En kısa zamanda
Please send the documents as soon as possible → Lütfen belgeleri en kısa zamanda gönderin.
From time to time
Ara sıra
I visit my grandparents from time to time → Ara sıra büyükannem ve büyükbabamı ziyaret ederim.
Don't use the word time (zaman) for every time Expression in Turkish like you would in English. (don't use a dictionary) .
In the nick of time
Tam zamanında
We arrived in the nick of time → Tam zamanında vardık.
Once in a while
Arada bir
It's good to treat yourself once in a while → Arada bir kendini şımartmak iyidir.
At the eleventh hour
Son dakikada
He finished the project at the eleventh hour → Projeyi son dakikada bitirdi.
Kill time
Vakit öldürmek
We played cards to kill time → Vakit öldürmek için kart oynadık.
Time Flies
Zaman su gibi akıyor
When you're having fun, time flies → Eğlendiğin zaman zaman su gibi akıyor.
This phrase uses "akıyor" (is flowing) to metaphorically express that time flows by quickly.
Time Flies
Zaman nasıl geçti anlamadık
We talked all night - time just flew by → Bütün gece konuştuk, zaman nasıl geçti anlamadık.
We (anlamadık - don't understand) how time passed (nasıl gecti).
Wasting Time
Boşa vakit harcamak
Stop wasting time on social media → Sosyal medyada boşa vakit harcamayı bırak.
Wasting time
Zaman kaybetmek
We're wasting time arguing about this → Bu konuda tartışarak zaman kaybediyoruz.
Time waster
Zaman kaybı
Unnecessary meetings are such a time waster → Gereksiz toplantılar büyük bir zaman kaybı.
Time waster
Boşa geçen zaman
Watching that movie was just wasted time → O filmi izlemek tamamen boşa geçen zamandı.
A waste of time
Zaman kaybı
This project is a complete waste of time → Bu proje tam bir zaman kaybı.
Kill time (to kill time)
Vakit öldürmek
I'm just killing time until my appointment → Randevum gelene kadar vakit öldürüyorum.
Take your time
Acele etme
Take your time deciding → Karar verirken acele etme.
Take your time
Rahat ol
Take your time, there's no rush → Rahat ol, acelemiz yok.
I don't have time
Vaktim yok
I don't have time for games → Oyun oynayacak vaktim yok.
Make Time for something
Zaman ayırmak
You should make time for your family → Ailene zaman ayırmalısın.
Just in Time
Tam zamanında
You arrived just in time for dinner → Akşam yemeği için tam zamanında geldin.
Behind schedule
Programın gerisindeyiz
We're running behind schedule today → Bugün programın gerisindeyiz.
Ahead of Time
Erken / Vaktinden önce
She always arrives ahead of time → O her zaman vaktinden önce gelir.
On time
Zamanında / Vaktinde
The train arrived right on time → Tren tam zamanında geldi.
In no time
Göz açıp kapayıncaya kadar
We'll be there in no time → Göz açıp kapayıncaya kadar orada olacağız.
One second / one moment
Bir dakika
Wait one moment please → Lütfen bir dakika bekleyin.
(bir dakika) like in English (one minute /second / hold on )
It is not rude it is a phrase everybody knows .